ADALET ARARKEN

ADALETİ ARARKEN…

 

Kızım küçük Sevgi henüz 2 yaşında iken kalça çıkığı teşhisi ile işçi bulunmam sebebiyle götürdüğüm SSK Hastanesinde 14 Mayıs 2002 Tarihinde ameliyat edildi. Bu ameliyat sırasında kendisine kan verilmiş ve tutulan rapora göre alerjik reaksiyon göstermesi sebebi ile kan transferi durdurulmuştu.

Bir süre sonra yapılan tetkiklerde yapılan ameliyatın istenen sonucu sağlamadığı anlaşıldığında yeniden ameliyat olması gerektiği uzman doktoru tarafından belirtilmiş ve bu kez de 16 Ekim 2002 tarihinde ameliyata alınmıştı.

Bu ameliyatların yapıldığı hastanede aynı anda 6 ameliyathane çalıştırılıyor ancak 3 anestezi uzmanı çalıştırılıyordu. Bir başka deyişle iki ameliyatı bir anestezi uzmanı yönetiyordu. Böylece hasta başından ayrılan uzmanın yerine teknisyenler görev yapıyor ve hasta sağlığı hiçe sayılıyordu.

Tıp kurallarına göre ameliyathanede başlangıçtan sonuca kadar bir anestezi uzmanı doktorun görev yapması gerekirken hastane idaresi büyük bir ihmalle eksik doktor çalıştırıyordu.

Nitekim kızımın ameliyatında da görev yapan uzman doktor başında olmadığı sırada ve önceki ameliyatın hastane kayıtları incelenmediği için kan alerjisi de dikkate alınmaksızın ve fakat birinci ameliyatı yapan aynı uzman doktor tarafından yürütülen ameliyat sırasında anestezi hatası ile kızımda meydana çıkan gelişmeler sonrasında bir de üzerine alerjiye rağmen kan veriliyor.

Bu durum karşısında kızımın kalbi duruyor ve çok uzun bir süre sonra yeniden çalıştığında artık bitkisel hayatta bir yaşam mücadelesine hep birlikte başlıyoruz.

Doktorlar ve hastane yöneticileri hakkında yaptığım suç duyurusu sonrasında başlayan hak arama ve hukuk arayışı mücadelem halen birisi Yargıtay’da birisi yüksek sağlık şurası incelemesinde olmak üzere iki ceza davası ve 2003 yılında açıldığı halde hiçbir şey yapılmadan beklemekte olan bir hukuk davasının Mart 2014 ayında ikiye ayrılması ve her ikisinin de ret edilmesi ile Yargıtay aşamasında olan iki hukuk davası ile varlığını sürdürüyor.

Bu arada hak arama hürriyeti önündeki engellerin varlığı ve uzun ötesi yargılama sürelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınması sonucu henüz iç hukuk yolları tüketilmemiş müracaatınız kabul edilmemektedir şeklinde özetlenebilecek karar ile aslında sözde İnsan Hakları Kavramına yaklaşımların bir masal dünyası olduğunu da anlıyoruz.

Mizahi hikâyelerde bile eşine ender rastlanır örneklerle dolu yargı serüveninde bugün geldiğimiz nokta koca bir HİÇ olup bu durumun kamuoyu ile paylaşılması bir zorunluluk halini almış bulunmaktadır.

Bilmiyorum ne demeli?

Bilmiyorum neresinden başlanmalı? Nasıl anlatılmalı?

Umarım bu serüvenin Türk Hukuk Dünyası için bir anlamı ve önemi olur da gerçekten kağıt üstünde herkesin hamasi nutuklar atarken sarf ettiği kelimelerin insan yaşamında değeri olur.

Mücadelemiz 2002 yılında hatalı bir ameliyat sonrasında daha hayata merhaba diyemeden elveda diyen küçük bir kızın adına hak arama ve hukuka saygılı bir vatandaş olma zannı ile başladı.

16.10.2002 – Küçük Sevgi henüz 2 yaşında iken dikkatsiz ve özensiz yöneticilerin kendisine ameliyatı için bir anestezi uzmanını operasyon sürecinde hazır bulundurmayarak kader dediğimiz ağların örülmesini teşvik etmeleriyle başladı adeta bu yoldaki maceramız.

Özensiz ameliyat ekibi hatalı narkoz uygulaması yaptı ameliyat sırasında çünkü başında uzman doktor yoktu anestezi teknisyeni küçük Sevgiyi uyutuyordu.

Ne cerrahi doktoru nede Anestezi Uzmanı bir hekim ve vicdani sorumlulukla hareket ederek 14 Mayıs tarihinden yapılan ameliyat kayıtları gözden geçirme gereği duymamışlardı.

Bilemezlerdi onun için kan verilmesinin alerjik reaksiyona sebebiyet verdiğini ve hayatına mal olabileceğini.

Nitekim ameliyat sırasında önce uyanmaya başladı hatalı uygulama nedeniyle sonra ilaç miktarı artırılınca ameliyata ara verildi ve oluşan kan kaybını telafi edebilmek düşüncesiyle olsa gerekir di alerji göstereceğine aldırış edilmeksizin kan verildi minik bedenine.

Bu kez hatalı narkoz uygulamasına bir de hatalı kan verilmesi ile vücudun tamamen çaresiz bırakılması sonucu dayanamadı minik Sevgi ve kalbi durdu.

Duran kalbi kimi beyana göre 10 dakika sonra kimi beyana göre 5 dakika sonra tekrar çalıştırıldı.  Bu dahi resmi kayıtlarda doğru ve tutarlı bir şekilde yer almıyordu. Özensizlik bugün bu zamanın açıklanamamasından dahi anlaşılıyor ama ne çare!

Küçük Sevgi için konsültasyon talebinde bulunuldu uzmanlarından. Ne yazık ki zamanlardan öğlen arası ve uzmanların hastaneden ayrılarak muayenehanelerine gittikleri bir zamandı. Kader yine ağlarını örmüştü. Kimse gelmedi onun savaşan bedenine yardımcı olmaya. Vakit geçtikçe ağır hal alıyordu durumu ama herkes kendi telaşı içindeydi tıpkı yıllarca ölümünden sonra bekleyecek yargı mensubu amcaları gibi.

Herkes onu terk etmişti sanki ameliyata girdiği anda. Bir tek annesi babası vardı yanında ve dünyasında.

Gece yarısı zor sevk edildi yeterli tıbbi desteğin sağlanamayacağı anlaşılınca Meram Tıp Fakültesine.

Bu şekilde başladı ölünceye dek konuşamadan, gülemeden, seslenemeden kendinden olmaksızın kısacık yeni yaşam süreci ve çok değil 9 Yıl sürdü son nefesini verdiği 25.06.2009 Tarihine kadar.

12.11.2002 – Küçük Sevgi’nin ameliyatını dikkatsiz ve özensiz yaparak yaşamına kast edenler hakkında suç duyurusunda bulunma tarihimdi.

22.11.2002- Bu tarihte açılan idari soruşturmada ameliyatı yapan cerrah muhakkik tarafından alınan ifadesinde özetle şunları söylüyordu; Küçük Sevgi’ye Mayıs ayları başında iki taraflı kalça çıkığı teşhisi konuldu. Hastaneye yatırılıpğ tedavi altına alınacağı söylendi. Hasta muayenehanemde bakıldığı için muayene parası alındı başkaca bir ücret alınmadı. Yapılan anestezi altındaki tedavilerden sonra kontrollerde durumun iyileşmediği görülerek 15.10.2002 tarihinde yeniden hastaneye yatırıldı. Ameliyata başlanıp yarım saat sonra anestezi teknisyenine ameliyat yerinden az kanama olduğunu ve kanın koyu renkte geldiğini ikaz ettim. Bana peki efendim dedi. Bir süre sonra yeniden ikaz ettim Hastanın uyanık olabileceğini uyuma esnasında tüplerde (Entübasyon tüpünde) bir sorun olabileceğini ve sistemi bir gözden geçirmesini hatırlattım. Ancak hastanın ameliyat sahasındaki kanama miktarının giderek azaldığı, rengindeki koyuluğun giderek arttığı tarafımdan gözlendi. Bunun üzerine anestezi uzmanı arkadaş çağrıldı. Önce doktor (yargılama dışı bir uzman) bilahere anestezi uzmanı ve diğer (yargılama dışı) anestezi uzmanı geldiler. Anestezi uzmanı (yargılama dışı) hastada kardişak arrest oluştuğunu ve operasyonu bırakmamı söyledi. Hastaya kalp masajı uygulandı. Sürenin ne kadar olduğu konusunda kesin bir bilgiye sahip değilim. Hasta canlandıktan sonra anestezi uzmanına ameliyata devam edip edemeyeceğimi sorduğumda devam edebileceğimi ancak acele etmemi söyledi. Bu arada hastada kasılmalar oluyordu. Uzman arkadaşlara bunun bir epilepsi kasılması olabileceğini söyledim anestezi uzmanı beni doğruladı ve nöroloji uzmanının görmesini istedi. Ben hemen uzman doktoru çağırdım. Hastanın acil olduğunu, uyanamadığını, kasılmalar olduğunu bu nedenlerle gelip hastayı ameliyathanede görmelerini rica ettim. Kendisi şu anda muayenehanesinde hastası olduğunu ancak saat 14:00 de gelebileceğini söyledi. Bunun üzerine çocuk hastalıkları uzmanını aradım. Çocuğun durumunu ona söyledim. Oda aynı şekilde 14:00 den sonra gelebileceğini söyledi. Bende birkaç dakika sonra ameliyathaneden ayrıldım ve odama gittim. Saat 16:00 ya kadar hastanın durumunda herhangi bir düzelme olmadığı için yoğun bakımda kalmaya devam etmesini söyledim. Akşam saat 22:00 civarında nöbetçi doktor tarafından hastanın durumu kötüye gittiğinden haberim doğrultusunda hastayı Tıp Fakültesine sevk ettiler. Benim söyleyeceklerim bunlardır.

27.11.2002- İdari soruşturma Anestezi Uzmanı olarak yargılamada bulunan şahsın muhakkik ifadesinde özetle;

Hastaya kesinlikle fazla narkoz vermiş değilim. Böyle bir olay olması mümkün değildir. Çünkü biz hastayı ameliyata almadan önce her şeyini kontrol ederiz. Hastayı kontrol ettikten sonra ameliyat olacak kişi çocuk olduğundan maske yolu ile sevofulural, oksijen ve azot protoksit ile anestezi verdik. Damar yolunu açarak mayi tedavisine başladık. Hastaya kas gevşetici vererek entübasyonunu yaptık. Entübasyon tüpü tespiti ve kontrolünden sonra hastaya pozisyon verdikten sonra ameliyat başladı. … Ben diğer hastaları kontrole gittim…. Ve ben ayrılınca odada iki anestezi teknisyeni vardı. Bu kişilerde yetkili olup benim yaptığım işlemleri devam ettirdiler. Hastada nabız kontörlünde değişiklik gözlenilince odaları dolaşan (yargılama dışı) anestezi uzmanı arkadaşımız sevofluran dozunu ayarlayarak hastayı devam ettirmiş, arkadaşımız gittikten sonra hastanın anormallikler göstermesinden sonra teknisyenler arkadaşımızı çağırmış. Arkadaşımız hastada prekardi dediğimiz durumu görüyor ve gerekli müdahaleyi yapıyor. Bende o sırada geldim ve kardiyak arrest gelişti. Hastanın kalp atımları dönünceye kadar masaj yaptık. Hasta 5-10 dakika sonra yaptığımız müdahalelere cevap verdi. Ameliyatın kalan kısmı tamamlandı. Ameliyat bitince ben 3 saat daha hasta ile ilgilendim. Benim bir kusurum yoktur.

10.12.2002 – Tepecik Eğitim Hastanesi 5 adet uzmanından oluşan bir heyet olay hakkında TUTANAK başlıklı bir rapor tanzim etmişler ve özetle;

1- Hastanın yeterli oksijenle ventilasyonunun sağlanamaması sonucu gelişen hipoksi,

2- Hastaya verilen ilaçlara bağlı gelişen alerjik reaksiyon,

Kardiak Arrest ve sonrasına yönelik yapılan işlemler tamamen tıbbi yönden uygundur.

Anestezi komplikasyonu olarak bu tür vakıalar görülebilmekte, bunların önceden tespiti ve önlenebilmesi mümkün olmamaktadır.

Bu vakıada tıbbi açıdan ihmal ve kasıt olamadığı görüşüne varılmıştır.

 

13.12.2002- İdari soruşturma Anestezi Teknisyeni olarak yargılamada bulunan şahsın muhakkik ifadesinde özetle;

“…. Anestezi uzmanı Kafsız tüple hastayı entübe etti. Gazlarını ayarladı, bana teslim edip dışarı çıktı. Bende bundan önceki ameliyata iştirak ettiğim için isteği ile diğer arkadaşıma hastayı teslim ettim. Ben dinlenme odasına geçtim. Bilahare hastanın durumunda bozulma olmuş ve diğer anestezi uzmanı çağrılmış bende odaya gittim. Hastanın başında iki anestezi teknisyeni ve bir uzmanı bulunuyordu. Hastaya uzmanın istemi ile çeşitli ilaçlar yapılıyordu. Daha sonra konsültasyon için doktor çağrıldı. Saat 12:00 civarı olduğu için doktor getiremediler. Uzman doktorların istemi ile hasta yoğun bakıma sevk edildi. Olay bundan ibarettir.

16.12.2002 – İdari soruşturma Anestezi Teknisyeni olarak yargılamada bulunan şahsın muhakkik ifadesinde özetle;

Biz direktiflere göre hareket ederiz. Anestezi uzmanı ne dediyse yaptık. Ben görevimi yaptığım inancındayım.

17.12.2002 – tarihinde açılan idari soruşturmaya Anestezi Uzmanı olarak o gün görevli olan üç doktor yazılı savunma vermişti. Savunmada kısaca; “…danışma kurulu üyelerinin de belirttiği gibi bu tür vakıalar Anestezi Komplikasyonu olarak düşük oranlarda da olsa görülebilmekte ve bunun önceden belirlenip, önlem alınması mümkün olmamaktadır…” demekteydiler. Nedense kimse ilk ameliyatta verilen kana karşı reaksiyona rağmen ikinci ameliyatta neden kan verildiğini?, bu belgelerin neden dosyada olmadığını? hiç söylemiyordu. Üstelik üç doktor birlikte sorumlu olduklarını belirti imza verdiği halde bunlardan sadece birisi hakkında dava açılmıştı! Bunu da kimse açıklamıyordu.

10.01.2003 – tarihinde Savcılık Makamı iddianamesini düzenleyerek rüşvet almak ve bitkisel hayata girecek şekilde tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek suçlaması ile Konya Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi ve ceza yargılama sürecimiz başladı.

16.01.2003- Mahkemenin tensip zaptı ile fiilen yargılama başlamıştır. 31.03.2003, 18.06.2003, 08.10.2003, 12.11.2003 (Dosyanın Yüksek Sağlık Şurasına Gönderilmesi Kararı alınan celsedir), 23.02.2004, 05.05.2004, 14.07.2004, 20.10.2004, 27.12.2004, 07.03.2005, 11.05.2005, 18.07.2005 (Yüksek Sağlık Şurasından Raporun geldiği celsedir), 25.07.2005, tarihli celseler yapılarak yargılama sürüdürlmüştür.

03.03.2005- Yüksek Sağlık Şurası nihayet dosya hakkında ameliyatı yapan cerrahın kusursuz olduğuna, bir anestezi teknisyeninin kusursuz olduğuna,i bir anestezi teknisyeninin 1/8 oranında kusurlu olduğuna, Bir Anestezi Uzmanının ise 2/8 oranında kusurlu olduğuna geriye kalan 5/8 oranındaki kusurun ise “ tıbbi hizmetin işleyişi dışındaki diğer faktörlere bağlı olduğuna” karar vermişti.

25.07.2005- Mahkeme ilk kararını vermiştir ameliyatı yapanlar hakkında. Bu karara göre ameliyatı yapan cerrah ve anestezi teknisyenlerinden birisi hakkında tüm suçlardan beraatlerine karar verilmiştir.

Sanık Anestezi Uzmanının YSŞ raporu gereği 2/8 oranındaki kusuru karşılığı neticeten 153 TL Adli Para Cezası ile tecziyesine ve hakkındaki cezanın ERTELENMESİNE karar verilmiştir.

Sanık Anestezi Teknisyeninin YSŞ Raporu gereği 1/8 oranındaki kusuru karşılığı neticeten 76 TL Adli Para Cezası ile tecziyesine ve hakkındaki cezanın ERTELENMESİNE karar verilmiştir.

09.08.2005- Mahkeme kararı tarafımızdan ve sanıklar tarafından temyiz edildi.

26.06.2006- 18.06.2003 günlü oturuma ait duruşma tutanağının üçüncü sayfasının mahkeme başkanı tarafından imzalanmaması suretiyle CMK nun 219/1. Md aykırılık nedeniyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.

27.09.2006 – Mahkeme bu kez imzayı tamamlayarak aynı kararı yine verdi.

29.10.2006 Karar tarafımızdan temyiz edildi.

26.06.2008 Yargıtay 5.Ceza Dairesi ameliyatı yapan cerrah ve bir anestezi teknisyeni hakkında dikkatsizlik ve tedbirsizlikten yaralamaya sebebiyet verme suçunun kanunda öngörülen cezası itibariyle son sorgulama tarihi olan 2003 ila inceleme tarihi arasındaki sürenin zamanaşımı yönünden dolduğu anlaşıldığından kararı bozdu ve kişiler hakkındaki ceza davasını düşürdü.

Ameliyatı yapan cerrahın rüşvet almak suçundan beraatına dair verilen kararın delillerin durumuna göre yanlış olduğu ve cezalandırılması gerektiği yolunda karar vermiştir.

Diğer anestezi uzmanı ve bir anestezi teknisyeni hakkında ise;

  • öncelikle takibin şikayete bağlı suç olduğu gerekçesi ile suçun uzlaşma kapsamında olduğu ve bu nedenlerle öncelikle uzlaşma işlemlerinin yapılması gerektiği halde yapılmamış olmasının bir eksiklik bulunması nedeniyle,
  • hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren TCK 7/2 maddesi uyarınca sanıklar yararına olan 5728 SK nun 562.md 1.fıkrası ile değişik CMK nun 231/5. Mad gereği 231/14. Mad soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete bağlı suç olma koşulunun kaldırılması karşısında mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılmamış olması,
  • Kısa kararda yargılama giderlerinin ve dökümün gösterilmemesi,

Nedenleriyle bozma kararı vermiştir.

26.11.2008 Mahkeme yeniden karar vermiştir. Kararda özetle;

– Anestezi Teknisyeni bir sanık hakkında Yargıtay tarafından düşürülme kararı verilmiş olması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına,

– Ameliyatı yapan cerrah hakkında dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermekten açılan davanın Yargıtay tarafından zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi sonucu karar verilmesine yer olmadığına,  Görevin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlamak suçundan neticeten 10 Ay Hapis ile cezalandırılmasına ve ERTELENMESİNE,

– Anestezi Uzmanı sanık hakkında ise neticeten 153 TL Adli Para Cezası ile cezalandırılmasına ve ERTELENMESİNE ,

– Sanık Anestezi Teknisyeni hakkında ise neticeten 76 TL Adli Para Cezası ile cezalandırılmasına ve ERTELENMESİNE karar verilmiştir.

02.12.2008 – Tarafımızdan yine temyiz edildi karar.

04.02.2009- Mahkemenin gerekçeli kararı tebliğ edildi.

25.06.2009– Küçük Sevgi Hayata gözlerini yumdu.

12.03.2010– Bu kez ölüme sebebiyet vermekten Konya Asliye Ceza Mahkemesine dava açıldı.

07.12.2011 – Yargıtay 5.Ceza Dairesi Anestezi Teknisyeni ve Anestezi Uzmanı hakkında dikkatsizlik ve tedbirsizlikten yaralamaya sebebiyet verme suçunun kanunda öngörülen cezası itibariyle suç tarihi olan 2002 ila inceleme tarihi arasındaki sürenin zamanaşımı yönünden dolduğu anlaşıldığından kararı bozdu ve kişiler hakkındaki ceza davasını düşürdü. Ameliyatı yapan cerrah yönünden ise bu kez de 19.12.2010 tarihinde 6086 SK nun 1. Maddesi ile değişen TCK 257/1-2. Maddesinin içeriğindeki kazanç sözcüğünün menfaat olarak değiştirilmesinin getireceği sonuca göre sanık hakkındaki durumun yeniden değerlendirilmesi ve eski 765 SK nun mu? Yoksa yeni 5237 SK nun mu? Uygulanacağının tespit edilmemiş olması bir eksiklik kabul edilip kişi hakkındaki karar bozuldu. Ayrıca mahkeme bu kişi hakkında ceza verirken hak ve ehliyet kısıtlamasına gitmeyerek te kanuna aykırı karar vermişti.

26.04.2012 – Yargıtayın son bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda şu karar verilmiştir özetle;

– Sanıklar Anestezi Uzmanları ve Anestezi Teknisyenleri Hakkında Yargıtay ceza dairesinin kararı ile zamanaşımı nedeniyle Düşme kararı verilmiş olması nedeniyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

– Sanık Ameliyatı yapan cerrah hakkında ise neticeten görevin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçundan neticeten 10 Ay Hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ERTELENMESİNE karar verilmiş bulunmaktadır.

11.06.2012 – Temyiz dilekçesi veriyoruz ve bu karar hala Yargıtay 5 .Ceza Dairesinde Temyiz İncelemesindedir.

25.06.2009- Küçük Sevgi Hayata gözlerini yumdu.

01.07.2009- Sevginin ölüm sebebi hakkında Savcılık Adli Tıptan görüş talep etmiştir.

14.10.2009- Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesi Toksikoloji Şubesi Sevginini kanında bulunan kimyasalları rapor etmiştir.

07.07.2009- Savcılık iddianame düzenleyerek dava açmıştır.

17.07.2009- Konya Ağır Ceza Mahkemesi delil toplanmadan tanzim olunduğu gerekçesi ile iddianameyi Savcılık Makamına iade etmiştir.

01.09.2009- Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Histopatolojik Tetkik Şubesi raporunda bulguları arz etmiştir.

14.10.2009- Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Toksikoloji Şubesi raporunda bulguları arz etmiştir.

17.11.2009 – Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi istenilen görüşün ölü muayene ve otopsi tutanağı da gönderilerek 1. İhtisas kurulundan talep edilmesini bildirmiştir.

26.02.2010- İade edilen iddianame tamlanarak yeniden dava açılmıştır.

05.03.2010- Konya Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iddianame yeniden eksikliğin giderilmemiş olduğu gerekçesi ile iade edilmiştir.

12.03.2010- Bu kez ölüme sebebiyet vermekten Konya Asliye Ceza Mahkemesine dava açılmıştır.

05.04.2010- Tensip zaptı ile yargılama fiilen başlatılmıştır.

01.07.2010- Bu kez ölüm nedeniyle açılan davanın ilk duruşmasına başlanılmıştır.

30.07.2010- Tarafların çağrılı bulunmadığı sanık ifadesi alınması için ara duruşma yapılmıştır.

23.11.2010- 3. Duruşması – Katılan tarafa tedavi görülen hastanelerin bildirilmesi için süre verilmiştir. Cevaplar geldiğinde dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilmiştir.

03.02.2011- 4. Duruşması- Yazışmaların tekidine karar verilmiştir.

21.04.2011- 5. Duruşması – Dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumundan dönüşünün beklenilmesine karar verilmiştir.

28.06.2011- 6. Duruşması- Dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumundan dönüşünün beklenilmesine karar verilmiştir.

07.09.2011 – Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu istenilen rapora cevap verebilmek için hastanın ameliyatı sırasında hangi ilaçların kendisine verildiği, dozların ne olduğu, gelişmelerin nasıl seyrettiği konularında ameliyat ekibinin ifadelerinin ayrıntılı olarak gönderilmesi ameliyat sonrası bulguların neler olduğu bu yönde düzenlenmiş tıbbi belge asıllarının gönderilmesi ve ölünceye kadar krinial tomografilerin gönderilmesi talebiyle istem geri dönderilmiştir.

18.10.2011 – 7. Duruşması- Adli Tıp eksiklik istemlerinin yerine getirilebilmesi ve Meram Tıp Fakültesine yazılan yazı cevabının beklenilmesine karar verilmiştir.

23.11.2011 – 8. Duruşma – Tanık ifadeleri taraflar hazır olmaksızın alınmıştır.

19.01.2012- 9. Duruşma- Bir kısım ifadeler alınarak Meram Tıp Fakültesine yazılan yazı cevabının beklenilmesine karar verilmiştir.

05.04.2012- 10. Duruşma – Meram Tıp Fakültesine yazılan yazı cevabının beklenilmesine Anestezi Uzmanı ve Teknisyeninin adreslerinin araştırılmasına(Yargılama dışı) karar verilmiştir.

21.06.2012 – 11.Duruşma- Sanıklar Müdafiinin mazereti nedeniyle ertelenmiştir. Meram Tıp Fakültesi cevap vermiştir.

09.10.2012- 12. Duruşma-  Hakim Değişikliği ve katılan taleplerinin incelenmesi için ileri tarihe ertelenmesine karar verilmiştir.

18.10.2012- 13. Duruşma – Yargılama dışı tanıkların adresleri tarafımızdan bildirilmekle adreslerine ifadeleri için talimat yazılmasına Meram Tıp Fakültesine daha önce dönmüş oldukları cevap yazısında bildirdikleri hasta kaydı yoktur cevabının doğru olmadığı ve hasta giriş-çıkış tarihleri protokol numarası gibi kayıtların eklenerek yeniden yazılmasına talebimiz doğrultusunda karar verilmiştir.

25.12.2012 – 14.Duruşma – SGK Konya Hastanesine 14.05.2002 tarihli hasta işlemlerine ait dosyanın gönderilmesi, Meram Tıp Fakültesine ise 16.10.2002 tarihli hasta dosyasının gönderilmesi için talebimiz doğrultusunda yazılmasına, Sağlık İl Müdürlüğüne bir işlem yapılıp yapılmadığının bildirilmesi için yazılmasına, bir tanık için dönmeyen cevabın beklenilmesine karar verilmiştir.

26.03.2013- 15. Duruşma- Tarafımıza hastanelerden tekitlere rağmen gönderilmeyen dosya kayıtlarının bir örneğini sunması için 15 gün mehil verilmesine ve gelince dosyanın Yüksek Sağlık Şurasına gönderilmesine karar verilmiştir.

05.04.2013- tarafımızda bulunan tüm hastane kayıt suretleri mahkemeye teslim edilmiştir ve dosya YSŞ na gönderilmiştir.

08.10.2013 – YSŞ dosyada bulunmayan Adli Tıp Kurumu Raporunun gönderilmesinden sonra rapor verileceğini mahkemeye bildirmiştir.

07.11.2013 – 16. Duruşma- Dosyanın YSŞ dan dönüşünün beklenilmesine karar verilmiştir.

17.12.2013 – Muammer ÖZ bizatihi Konya C.Başsavcılığına davanın yeniden zamanaşımına uğramaması için yardımcı olunması istemi ile dilekçe vermiş bu dilekçede 31.12.2013 tarihli üst yazı ile mahkeme dosyasına gönderilmiştir.

31.12.2013 – Yüksek Sağlık Şurası dosyada ölüm sebebini gösterir Adli Tıp Kurumu Raporunun olmadığını ve tamamlanarak gönderilmesini istemektedir.

 

03.02.2014 – Mahkeme YSŞ yazarak Adli, Tıp Kurumu na 25.11.2013 tarihinde yazarak başkaca bir rapor verilip verilmediğinin sorulduğunu, henüz cevap verilmediğini verildiği taktirde hemen kendilerine gönderileceğini ve eksik var ise şura tarafından dosyanın adli tıp kurumuna gönderilerek eksikliğin giderilmesini mümkün görülmezse dosyanın mahkemeye iadesi ile eksikliğin derhal giderileceği yazılmıştır.

11.02.2014- 17.Duruşma- Dosyanın YSŞ dan dönüşünün beklenilmesine karar verilmiştir.

24.03.2014 – İstanbul 1.Adli Tıp İhtisas Kurulu 24.02.2014 tarihli mahkeme istemi üzerine 07.09.2011 tarihli eksikliklerin giderilmesinden sonra dosyanın kendilerine gönderilmesi üzerine bir rapor tanzim etmiştir. Raporda özetle;

– travmatik bir tesirle ölümün delillerinin bulunmadığı,

– Zehirlenerek öldüğüne dair tıbbi delillerin bulunmadığı,

– …. Ölümün ameliyat sonrasında ortaya çıkan nedeni belirlenemeyen bradikardi, kardiak arrest sonrası gelişen iskemik hipoksik ensofalopati ve komplikasyonlarından meydana gelmiş olduğu oy birliği ile mütalaa olunur.

24.04.2014- Tarafımızdan mahkemeye yazılı dilekçe sunularak 13.05.2002 tarihli Kan Transfüzyon kartındaki verileren 16.10.2002 tarihli ameliyatta incelenmediği ve alerjik reaksiyon tespit edilen hastaya kan verilmek suretiyle olayların tetkilendiği iddiasının araştırılmadığı ve bu kez nedeni belirlenemeyen şeklinde rapor edilen bulgunun nedeninin bu husus olaup olamayacağı konusunun Yüksek Sağlık Şurası tarafından mutalaka değerlendirlmesinin ara kararı ile yazılması talep olunmuştur.

06.05.2014 – 18.Duruşma – Dosyanın YSŞ dan dönüşünün beklenilmesine karar verilmiştir.

Konya 5.Asli Ceza Mahkemesinde görülen 14 duruşma sonunda Adli Tıp raporu istenmiş gelen raporun bizim lehimize olması sonucu karşı suçluların Avukatları dosyayı yeniden Yüksek Sağlık Şurasına göndertmişlerdir.

Ankara Yüksek Sağlık Şurası daha önceden gönderilen aynı dosyaya farklı karar vermesi de ayrı bir trajedi olmuştur.

 11.11.2014 tarihinde Konya 5.Asli Ceza Mahkemesinde görülen davada Ameliyatı yapan Ortopedist Dr.İbrahim Baran hakkında beraat kararı verdi,

Ameliyatı gerçekleştiren Anestezi Uzm.Rahime Orhan hakkında 1yıl 8 ay hapis cezası verdi ve teknisyeni İlyas Demirci hakkında 1yıl 8 ay hapis cezası verdi.

Verilen hapis cezaları daha öce sabıkası olmadığı ve kanunların farklı maddeler nazara alınarak para cezasına çevrilmiştir.

Her ikisine ayrı ayrı 12,100 TL.bu parayı da 20 eşit taksitte ödenmesine karar verdi.

Ceza alan Rahime ORHAN ve İlyas DEMİRCİ verilen Mahkeme kararını Temyiz ettiler dosya YARGITAY 12.Dairesinde 2015/14937 iki yıldır bekliyorduk. YARGITAY 12.Dairesinde 2017/4112 karar ile yine büyük hüsrana uğradık inceleme tarihi arasındaki sürenin zamanaşımı yönünden dolduğu anlaşıldığından kararı bozdu ve kişiler hakkındaki ceza davasını düşürdü..

Acıdır ki 8 yıl süren süreç sonunda yine zaman aşımı yüzünden dava düştü

 

 

HUKUK DAVASI

13.10.2003 – SSK Genel Müdürlüğü ile Ceza Yargısında bulunan sanıklar hakkında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydı ile manevi zarar karşılığı olarak 80.000 TL, küçük Sevgi için 10.000 TL Maddi Tazminat, Baba Muammer Öz için 5.000 TL ve Anne Dudu Öz i,çin 5.000 TL olmak üzere toplam 10.000 TL  Maddi Tazminatın olay tarihinden itibaren en yüksek faizi ile birlikte kusurlu olanlardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile ödettirilmesine dair dava ikame edilmiştir.

20.01.2004- İlk duruşması ile hukuk yargılaması fiilen başlamıştır.

30.03.2004- 2. Duruşma – Delil listelerinde bildirilen delillerin toplanmasının beklenilmesine karar verilen Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının kesinleşmesinden sonra karar altına alınmasına ve ceza dosyasının beklenilmesine karar verilmiştir.

21.09.2004- 3. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

14.12.2004- 4. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

22.02.2005- SSK Avukatı dilekçe vererek SSK nın artık Sağlık Bakanlığına devir olduğunu ve bundan sonra husumetin bu şekilde sürdürülmesi gerektiğine dair yazılı beyanda bulunmuştur.

07.03.2005 – 5. Duruşma – Davacı tarafa husumetin Sağlık Bakanlığına yöneltilmesi için 10 günlük mehil verilmiş, Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

14.03.2005- Davacı tarafından dilekçe verilerek husumetin Sağlık Bakanlığına tebliğ edilmesi talep edilmiştir.

03.05.2005- 6. Duruşma –Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

19.07.2005- 7. Duruşma –Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

01.12.2005- 8. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

14.03.2006- 9. Duruşma –Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

28.09.2006- 10. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

01.02.2007- 11. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

12.07.2007- 12.Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

04.12.2007- 13. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

03.04.2008- 14. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

23.09.2008- 15. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

03.03.2009 – 16. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

02.06.2009- 17. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

13.10.2009- 18. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

16.02.2010- 19. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

25.05.2010- 20. Duruşma – Gereksiz ertelemelere sebebiyet vermemek için Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

02.11.2010 – 21. Duruşma –Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

03.05.2011 – 22. Duruşma – Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

15.09.2011- 23. Duruşma – Asliye Ceza Mahkemesi, dosyasının incelenmek üzere istenilmesine ve Ağır Ceza Mahkemesi sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.

20.12.2011 – 24. Duruşma – HMK 165/1. Maddesi gereğince Konya Ağır Ceza ve Asliye Ceza Mahkeme Sonuçları kesinleşinceye kadar beklenilmesine ve dosyanın işlemden kaldırılarak yazı işleri müdürlüğüne tevdiine karar verildi.

24.02.2014 – Davacı tarafından mahkemeye dilekçe sunularak yargılama safahati özetlenmiş ve dosyaların beklenilmesi kararından dönülerek yargılamaya devam edilmesi talep edilmiştir.

21.03.2014 – DAVA AYRILARAK Sağlık Bakanlığı aleyhine olan dava aynı esasta bırakılmış ve “ Dava dilekçesinin yanlış yargı yolu nedeniyle REDDİNE karar verilmiştir. Aynı zamanda Sağlık Bakanlığı lehine 1.500 TL vekalet ücreti ödemeye karar verilmiştir.

27.03.2014 – Şahıslar hakkındaki davamız ayrı bir esasa kayıt edilerek davacının husumeti yanlış yöneltmesi nedeniyle davanın REDDİNE şeklinde karar verilmiş, 1.500 TL vekalet ücretinin kendisini vekaletle temsil ettiren davalılara verilmesine karar verilmiştir.

14.05.2014- Sağlık Bakanlığı aleyhine davamız ile ilgili Karar tarafımızdan temyiz edilmiştir.

26.05.2014 – Şahıslar aleyhine açılan dava ile ilgili karar tarafımızdan temyiz edilmiştir.

Konya 3.Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmalar daha sonra 5.Asli Ceza Mahkemesi duruşmalar takiben Konya 4.Asliye Hukuk Mahkemesi 30.03.2004 tarihinde BEKLEME KARARI almış ve tarafımızdan 24.02.2014 tarihinde verilen dilekçeye kadar beklemiştir.

10 yıldan sonra bu kez usulü dayanak ile ret kararı vermiştir.

Karar gerekçesinde davacının husumeti yanlış yöneltmesi nedeniyle önce doktorlar ve idare hakkındaki davanın ayrılmasına ve sonrasında her ikisinin de reddine karar veren Konya 4.Asliye Hukuk Mahkemesine 2003 yılında 3600 USD bozdurarak yatırdığım 1.324.80 TL. harç parası isteğim karşılığında iadesine karar vermiş ve ayrıca karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 1500 TL. İdare ve 1.500 TL doktorlar hakkındaki davalarda ayrı ayrı ücreti vekâletin tarafımca ödenmesine karar vermiştir.

 10 yıl bekleme sonunda verilen karar usulden de olsa esastan da olsa adil değildir. Davanın reddine Karar vermek yerine ilgili mahkemeye sevk edilse dahi bu denli mağduriyet oluşmayacaktır.3600 USD para bozdurup yatırdığım 1.324,80 TL. Harç parası 13 yılsonunda değerini yitirmiş 450 USD parası bile etmez şekilde iade kararı çıkmıştır. Hastane ve suçluların avukatlarına toplamda 3.000.00 TL. Vekâlet ücreti ödedim, mağdur edildim

 

Benim merhum kızım Sevgi 6 ay belden aşağı alçılı gezdi yetmedi 7 yıl bitkisel hayata mahkûm oldu yetmedi otopsi yapılarak mezara param parça konuldu kızım toprak oldu. Hakkını aramak onu bu hale getirenlerden hesap sormak için Adalet’e güvendim Hukuki yollara başvurdum 15 yıl geçti çıkan sonuç ne sorumluları akladı,rahatlattı.Ne de biz acılı aileyi rahatlattı ve Adalete inancımız kalmadı.

 Bu dava ne ünlülerin nede politikacıların hakaret davası değildir! Ben Kızımı bu hale getirenlerden hesap sormak için açtığım davalar yıllarca sürmüştür. Kaybettiğim kızım Sevgi Öz’ün her adliyeye gittiğimde evlat acısını yeniden yaşadım. Bu kadar uzun zamandır sonuçlanmayan ve mağdur edici kararlar beni ve ailemi oldukça yaralamıştır.

Cumhurbaşkanım ısrar ile hakkınızı arayın diyordu.Sayın reisim ben aradım 15 yılda  geldiğim nokta bu.Adalet var mı,Adalet yerini buldu mu bana kim cevap verecek !

 

                                  KISA ÖNEMLİ NOTLAR

Ceza Yargılamasının ilki 16.01.2003 Tarihli celse zaptı ile başlamış olup 15 yıl sonunda YARGITAY 12.daire başkanlığının verdiği karar ile zaman aşımı süresi dolmuş düşürülmüştür.

.Bu Yargılamanın 1 YIL 7 AY lık bölümü Yüksek Sağlık Şurasının Raporunu beklemekle,

.11 AY lık bölümü Mahkeme Başkanı İmzasının eksik olduğu gerekçesi ile TEMYİZ SÜRESİ olarak,

  • 1 YIL 9 AYLIK Bölümü 2. TEMYİZ İNCELEMESİNDE,
  • 3 YIL süren bölümü 3. TEMYİZ İNCELEMESİNDE,
  • 2 YIL 1 AY dır süren 4. TEMYİZ İNCELEMESİ ise hala DEVAM ETMEKTEDİR.
  • TOPLAM 11 YIL 4 AY 15 GÜN dür devam eden yargılama sürecinin içerisinde 7 YIL 9 AY lık bölüm TEMYİZ safahatında geçmiştir.
  • 1 YIL 7 AYLIK Bölümde YÜKSEK SAĞLIK ŞURASINDA geçmiş olup toplam 9 YIL 4 AY Mahkeme dışında geçmiştir.
  • Bu süre zarfında BIÇAK PARASI dediğimiz dışında tüm suçlar başta (%92 Oranında Sakat Kalacak Şekilde) YARALAMAYA dair olanlar olmak üzere DAVA ZAMANAŞIMINA uğrayarak DÜŞMÜŞTÜR.
  • Hukukumuzda bir insanın %92 oranında sakat kalmasına yol açmak , doktorun o işi yapması gerekirken para ve menfaat temin etmesi suçundan daha değersiz olmalı ki yaralama suçu zamanaşımına uğramış, rüşvet almak suçu zamanaşımına uğramamıştır. Bu tespit bizlere hukuk sistemimizin olaylara çarpık bakışını göstermektedir. PARA CANDAN KIYMETLİ olur mu HİÇ? Takdirini sizlere bırakıyorum.
  • Bu süreçte 25.06.2009 tarihinde küçük Sevgi bu hatalı Ameliyatın sonuçlarına daha fazla katlanamamış ve VEFAT etmiştir.
  • Bu kez vefatla birlikte yeni bir ceza yargılaması başlamıştır. Bu kez ÖLÜME SEBEBİYET VERMEK yargısı işlemeye başlamış ve Savcının düzenlediği iddianame 2 kez iade edildikten sonra 3. Kez verildiğinde KABUL EDİLMİŞTİR.
  • 07.2009 tarihinde ilk iddianame ile başlayan yargı sürecinde yine 5. yıl dolmak üzeredir. Gelinen aşama ise dosya halen Yüksek Sağlık Şurasından Rapor alınmayı beklemektedir ve 18. Duruşması yapılmıştır.
  • CEZA YARGISI tarafından durum böyle iken HUKUK YARGISI daha perişan hale gelmiştir. 13.10.2003 tarihinde yaralama nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davası açılmış ve Bir Devlet Kurumu olan SSK Genel Müdürlüğü ile Ameliyat ekibi davalı gösterilmiştir.
  • 2003 yıllarında SGK ayrı bir tüzel kişilik ve doktor hatalarına karşı da Hukuk Genel Kurulu Kararları ile dava hem hastaneye karşı hem doktorlara karşı Adli Mahkemelerde açılabilmektedir.
  • Davanın açılmasından sonra ilk duruşmada ceza dosyasının beklenilmesine karar verilmiş ve Şubat 2014 tarihinde mahkemeye artık beklemeyin diye dilekçe verilmesine kadar başkaca hiçbir kalem oynatılmaksızın hukuk davası 10 YIL 5 AY beklemekle ömrünü geçirmiştir.
  • Bu arada SSK Genel Müdürlüğü Sağlık Bakanlığına devir edilmiş, bu sebeple husumet Sağlık Bakanlığına yöneltilmiştir. Yargıtay yasal bir değişiklik olmamasına karşın fikrini değiştirerek bu kez Kamu Hastanesinde çalışan doktora karşı kişisel kusuru olsa dava açamazsınız, sadece idareye karşı dava açacaksınız demeye başlamıştır.
  • Şubat 2014 ayında mahkeme verilen dilekçe ile beklemekten vazgeçilmesi talep edilince Sayın Mahkeme önce davaları biraz daha masraf ederek idare ve şahıslar olmak üzere ayırmış, sonrasında da her ikisini de ret etmiştir.
  • Bakın neden ret etmiştir? Çünkü Mahkemeye göre şahıslara husumet yöneltilmesi mümkün değildir. İdareye dava açılması gerekmektedir. Sayın Mahkeme tam 10 yılı aşkın süredir neden hiçbir işlem tesis etmediğini sorgulamamakta, ancak Yargıtay’ın değişen görüşlerini 10 yıl öncesinin şartlarından arınarak bugün uygulamakta hiçbir zarar görmemektedir. Üstelik bunu resen yapmamış beklemeyin diye müracaat edilince sen misin bunu isteyen der gibi karar vermiştir.
  • Diğer yandan idareye karşı açılması gereken davayı da ayırdıktan bu kez yanlış yargı yoluna gelmişsin diyerek RET etmiştir. Davanın açıldığı 10 yıl öncesinde idareye karşı Genel Mahkemelerde dava açılabiliyor olması artık önemli değildir mahkeme için.
  • Sayın Mahkeme bu iki davayı bir arada iken ret etseydi davalılar yararına 1.500 TL vekalet ücretine hüküm verecek iken ayırınca iki kez 1.500 TL ödememize de karar vererek bizlere bir iyilik daha yapmıştır.
  • HAK Aramak duygusundan vazgeçin demek istemektedir MAHKEMELER sanki.
  • Bu arada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine uzun süren yargılama nedeniyle müracaat edilmiştir küçük Sevgi vefat etmeden önce. Sadece 5 yıldır Temyizlerde hak arandığı ve bunun Adil Yargılanmayı ortadan kaldırdığı ileri sürülmüştür. Ne tesadüftür bu arada küçük Sevgi vefat edip yeni bir dava açılınca meşhur Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi davayı hemen iç hukuk yolları tüketilmemiş diyerek iade etmiştir. Bizim okuduğumuz uzun süren yargılamaların Adil Yargılanma Hakkını ihlal ettiği tespitinden vaz mı geçmiştir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi? Ne olmuştur? Anlayan varsa anlatsın bizde anlayalım demekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Hoş zaten Türkiye ona da bir çare bulmuş 6384 S. Kanunu sessizce çıkartarak, artık insan hakkı devlet bürokrasisinde, siyaset akademisinde güreşilebilir bir varlığa dönüştürülmüş sanki baş edilmesi gerekli bir hastalık gibi.
  • Buradan tüm vatandaşlarımıza seslenmek geliyor içimden sessizce! Sakın çocuğunuzu hatalı bir ameliyata tıbbi müdahaleye kurban vermeyin. Verirseniz de sakın mahkemelere gitmeyin, giderseniz de sakın sonuç beklemeyin diye!
  • Buradan seslenmek gerekiyor yargıçlarımıza bizi yönetenlere sakın sizin çocuğunuzun sizlerin başınıza bu tür şeyler gelmesin maazallah sizler o zaman bunları anlar üzülürsünüz, kırılırsınız ya da aksayan yönleri düzeltirsiniz de bizde hukuka olan inancımızı yeniden kazanırız diye.
  • Buradan seslenmek gerekiyor sivil toplum kuruluşlarımıza; Sizler bunları  söylemeyin, talep etmeyin aksayanların düzeltilmesini, sessizce kendi geleceğinize odaklanın diye, hem belki modern demokrasinin gerekleri bunlardır!
  • Yılmadan mücadelemizi sürdüreceğiz bizler hukuka kırıntı miktarı da olsa kalan inancımıza sahip çıkarak, Berlin’de Hâkimler vardır demek yerine umutla bekleyeceğiz Ankara’da Hâkimler var demeyi… Bizim üniversitelerimizde doktor yetiştirir, hukukçu yetiştirir diye umutla yaşayacağız ülkemizde şanlı bayrağımız altında çocuklarımızı o okullara göndererek…

 

Hz Pir’e göre Adalet;

  • Her şeyi yerli yerine koymak demektir. Ayakkabı ayağındır. Külâh da başa aittir.
  • Adalet atın kapıda durması,  sultanın da baş köşede oturmasıdır.
  • Ağaçlara su vermektir.

Mevlâna, zenginlik, makam ve güç nöbetini devralanları, adaletten ayrılmamaları için  şöyle uyarır : « Ey varlığa, ikbâle erişen kişi, aklını başına al da bu gelen kudretin, kuvvetin geçici olduğunu bil. Zenginliğine, bulunduğun mevkiye sevinme. Sen de sıraya bağlısın; sıran gelince gideceksin, yerine başkası gelecek. »

Yüzyıllar önce Adalete sahip çıkan büyük zatların sözlerine vurgu yapmaktaki maksadımız bizimde yüzyıllar sonra aynı adalete ihtiyacımız olduğunu bilerek yapıcı olmak ve hep birlikte aksayanları düzeltmeye talip olunmasını teşvik etmektir.

 

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir